Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

oldukça sıradan

ne denir, bilirsiniz işte.. uzun zaman boş kalan insanlar kendilerinemutlak bir meşgale arar..

4 tane "göndermeler" etiketli yazı bulundu "göndermeler" tagli diger ogeler resimler , videolar

hani bu yazı başlıksız olacaktı!!

Fırtınadır; eser, gürler, taş üstünde taş bırakmaz. Kollarını iyice acarsın, beklersin, sarılırsın. Ama boşta kalır ellerin. Fırtınadır  ya hani..

Alevdir; yakar, kavurur, kömüre çevir düştügü yeri. Sen kollarını yine iyice acarsın, vaktini kollarsın, sarılırsın. Ama yanar ellerin. Alevdir ya hani..

Sonra bigün yine kolların açıktır, sonuna kadar. Sarılmaktan korkarsın bukez. Ama ne alevdir, ne de fırtınadır sarılmayı beklediğin. Sen bocalarken sarılmakla sarılmamak arasında o sana sarılır. Sıcaktır ve de aynı zamanda soguk. Neler olur neler olmaz hiç anlamazsın. Ellerin, avuçların terler. Yüzünde bir sırıtma belirir. Git dersin gitmez. Kulaklarına kadar yayılır.

Ya işte sarılmak böyle bir şeydir.. ya işte aşk böyle bir şeydir (böyle bir şeymiş)..

&&&

Bir zamanlar denizin dibine dalmıştım çıkarmak için “aşk” ı, saklandıgı yerden..
Oysa şimdi sarılmak yetiyor..
bir zamanlar bırakmıştım "aşk" ı anlatmayı..
oysa şimdi sarılmak yetiyor

bu yazı başlıksız olsaydı;  sarılmak bu kadar kolay olur muydu acaba?

bizim artık çekirgelerimiz yok ki!

- babaaneme hitaben..

"bir maden işçisi evinden her gün ki gibi  ayrılmış, işine gitmiş. olağandışı bir şey yokmuş ama derken maden çökmüş.adam göçük altında kurtarılmayı bekliyormuş.

 

genç bir kız bir oğlanı seviyormuş. oğlan uzaktaymış. genç kız her gün gözleri yolda oğlanın dönmesini bekliyormuş.

 

bir oyuncu rolüne bürünmüş. kuliste oturmuş. sırasının gelmesini bekliyormuş."

.

.

.

 

diye uzar gider anlattıkları.. neden anlatırlar ki bana bunları. çocuğum ben, anlamam ki.. nerden bileyim madeni, sevmeyi, rolü, beklemeyi.. pamuk prensesi, kül kedisini anlatsalar ya bana.. yok ama illaki bunları anlatacaklar!

 

ama gel zaman git zaman alıştım. hatta sevdim hayattan kesitler dinlemeyi..

 

o zamanlar iki katlı bahçeli bir evimiz vardı. şimdiki gibi çekirdek aile değildik. babaannem, dedem, annem, babam, iki kardeşim ve ben.. güzeldi o zamanlar.. yaz geceleri bahçedeki çardakta otururduk. babaannemin dizine başımı koyar, çekirgeleri dinlerdim. onlar bilmezlerdi benim onları dinlediğimi. her gece kendi aralarında sohbet ederlerdi. çoğunu anlamazdım, hani çocuktum ya.. ama yine de hoşuma giderdi "masal olmayan masalları" dinlemek.. ama babaannem çok fazla izin vermezdi,

 

- hadi kalk kızım, uykun geldi senin, gözlerin dalıyo, hadi git yerine yat güzelim, derdi

 

hep daha fazla dinlemek isterdim çekirgeleri ama babaannemi de üzmek istemezdim öte yandan. uslu çocuk olup yatağın yolunu tutardım.bazı geceler odama  kadar gelirdi sesleri.. bazı geceler coşar, şarkılar söylerdiler, çekirgeler..

.

.

.

 

büyüdüm. iyi mi ettim kötü mü ettim, bilmeden.. bahçeli evimiz, geniş ailemiz yok şimdi.. bir apartmanın orta katlarında, çekirdek bir aileyiz. babaannem de dedem de hayattalar. ama artık başımı koyamıyorum babaannemin dizine..

 

geçen gece bizdeydiler. saat geç olmuştu, yaşlı insanlar yorulmuşlardı. Uyumaya hazırlanıyorlardı. Ama hakim olamadım kendime..

 

-babaanne, balkonda oturalım mı? Çıktı ağzımdan..

 

kırmadı beni. çıktık balkona.. sedirin üstünde oturmuş binalara bakıyorduk ki;

 

-         gel yat bakalım dizime, küçük kız, dedi.

 

Memnuiyetle kabul ettim. Neden sonra babaannem uyuklamaya başladı, oturduğu yerde.. “kadın yaşlı. Ben  napıyorum, yoruyorum onu.. en iyisi uyandırayım, yerine yatsın” demiştim ki kendi kendime.. o sırada tanıdık birkaç ses duydum.. kulak kabarttım;

 

-         biraz dur da sohbet edelim, anlatacaklarımız var sana!

 

“çekirgeler”

 

Ama nasıl olur bu? Bizim artık çekirgelerimiz yok ki!

 

uzun süre tereddüt ettim başta, karasızdım. sonra bir anlık bocalama yaşadım ve ardından kapısında buldum kendimi. birkaç kez çaldım zili, açılmadı kapısı vazgeçmiş dönüyorken, aralandı kapı, rutubetkoktu hafiften ve aralıktan göründü yavaşça.. belliki o da karasızdı. anlamadım aslında istemeyip istemediğini.. ama ses cıkartmadan süzüldüm içeri.. dağınıktı, karanlıktı, nemliydi. toplamak istedim, izin vermedi. bir anlamsızlık çalıyordu radyosunda, sordum, anlatmadı. öylece kaldık bir süre.. neden sonra bir titreme sardı beni, o sakindi oysa.. farkettiğimde yağmurlar baslamıstı dısarıda.. arkama dönüp baktım kaç kez, denk getirmedi gözlerini gözlerime, çıktım gittim bende.. daha fazla kalamadım, istesemde kalamzdım zaten, bana soğuk olan kalbinde..

şimal yıldızına

mutluyum. ne zamandan beri hiç bu kadar güzel olmamıştı defterime karaladıklarım. ne zamandır bu kadar düzgün basmamıştım harflerimi, bu kadar özenli bir şekil çıkartmamıştım ortaya. hani kuşları, böcekleri, çiçekleri, bu şehri seviyorum diye şarkılar söylesem yeridir. içimde bir yer var; pırpır. "sakin ol" diyorum, tutuyorum onu..hani bıraksam kanatlanıp uçacak.. bırakmıyorum "sakin ol" diyorum bir kez daha " sakin ol!". ama nasıl sakin olsun ki dün güzeldi, bugün güzel, yarın güzel olcak. artık hep "güzel" olacak. dilimde başka kelime yok; "güzel". ah neden ögrenmedim henüz vakit varken bak şimdi nasıl da eksiğim. sadece " güzel" demekle yetiniyorum. oysa bu güzelden çok daha fazla..

içimde bir yer var pırpır ve her pırpır edişiyle <<öldü>> dediğim başka yerler can buluyor içimde. tüm kirliler temizleniyor, ölüler diriliyor.. kötü olanı, sahte olanı kapının önüne koyuyorum. sadece " güzel" olan var artık, öyle coştum ki sığamıyorum kabıma.. hani çağırmasan da gelecek gibi.. hani git desende kalacak gibi..